ERTUĞRUL......                                                    

Benim süpriz yumurtam, içimdeki gücün yeniden alevlenmesi, powerball'um, ilk sana hamile kaldığımı öğrendiğimde ne kadar da ağlamıştım, bir tane daha çocuk istemiyorken geldin hayatımıza, hiç zorlamadın beni, karnımdayken  ilk tatilimiz hariç::), hatta sen doğduktan sonra fark ettim, zorlamadığın gibi benim gücüm olmuşsun, senden almışım hayata meydan okuyuşumu, dimdik duruşumu, 76 kilodayken bile herkese posta koyabilecek özgüven de olmamı, hep senin varlığın vermiş bana , sen hayatıma hamdolsun sapasağlam geldiğinden itibaren anladım bunu, belki ikinci çocuk olduğun  için daha soğuk kanlıydım, büyüdüğünde bu yazıyı okuyunca belki bana bozulacak sın ama, sen de annen gibi ikinci çocuk olmanın ilgisel anlamda bazı dezavantajlarını yaşadın tabiki, ama sen öyle eyvallahsız doğdun ki, sana aşık oldum resmen, ve sana alıştıkça daha da çok aşık oluyorum, o gülücüklerin, tüm maymunluğun la istediklerini bize yaptırabilme gücünü sonra da dalga geçer gibi gülüşlerine aşığım ....

Seninle her şey daha farklı, depresyon yok, kilo problemi yok 76 kiloyla doğuma gitmek (4 ayda 17 kilo vermek senin mucizendi).... bağımlı bir ilişkimiz yok seninle, sanki yıllardır bir aradayız ve çok iyi anlaşan iki arkadaş gibiyiz, Allahım sen nasıl bir çocuksun, benim enerji kaynağım....

İlk öğrendiğimde hunharca ağladığım için özür dilerim, iyi ki doğmuşsun, iyi ki hayatımıza gelmişsin oğlum, senden sonra çok şey değişti hayatımızda, aslına bakarsan seninle beraber tam bir aile olduk, abin seni kıskansa da, sen yokken bana bir şey olursa o ne yapar diye düşünür ve kahrolurdum, ama senin varlığın, bu anlamda da bana güç verdi, artık bir kardeşi var ve bu paha biçilemez bir duygu, şans getirdin sen bize, hatta babanla daha çok aşık olduk birbirimize, bizi çok mutlu ettin oğlum, iyiki doğmuşsun,seni çok ama çok seviyorum, ben Rabbim ömür veriği sürece hep arkanızda olacağım, koruyup kollayacağım, sizi en iyi şekilde yetiştireceğim inşallah, sen benim nasıl güç topum san, ben de aynı şekilde arkanızdaki en büyük güç olacağım, iyi bir insan, iyi bir evlat, iyi iki kardeş, kadınlara karşı olması gerektiği gibi birer centilmen olarak yetiştereceğim inşallah....

Bana Rabbimin hediyesi olan dünyalar güzeli oğlum, hoşgeldin hayatımıza.....

Teşekkürler Allah'ım bana yeniden bu tarifi mümükün olmayan duyguyu yaşattığın için ve sağlıkla doğurduğum için evladımı, iki tane erkeğin annesi olmayı nasip ettiğin için sonsuz kere teşekkürler... Güzel günlerini görmeyi nasip et inşallah her zaman, iyilerle karşılaştır her zaman evlatlarımı... Amin...

10.02.2017  Cuma 17:16

Sevgiler

Annen....

30 AĞUSTOS... BİZDEN GERİ ALINAN HEDİYELER....




Bugün 30 Ağustos zafer bayramı.....


Ve biz milletçe ne kadar uzun zamandır, sadece ramazan ve kurban bayramı dışında, bayram kutlayamaz hale getirildik, biz 23 nisan şenlikleriyle, 19 mayıs kutlamalarıyla, 29 ekim coşkusuyla, 30 ağustos gururuyla büyümüş bir nesiliz, peki ya benim çocuklarım ne olacak?????????

Annelerinin ilkokulda katıldığı, inönü stadyumundaki gösterisini, bir zamanlar eski iran fotolarına bakıp vay be nasıl bir ülkeymiş diyen, bizler gibi mi dinleyecekler, 23 Nisan da bir zamanlar bu ülkede, tüm dünya ülkelerinden gelen çocuklarla yapılan gösterileri bir efsaneyi dinler gibi mi dinleyecekler, yaaa bu bayramlar bizim ülkece birlik olduğumuz, coşkularla kutladığımız, sadece bu ülkeye has, bu ülkenin çocuklarına, gençlerine, gazilerine, insanlarına hediye edilmiş, her seferinde koskoca bir cumhuriyetin kuruluş anını simgeleyen ve bunu bayram havasında kutlatan o büyük ATA' mızın  bize verdiği kıymetli hediyeleri kimin hakkı var, bizden geri almaya.....

Eskiden bir ulustuk, şimdi içte bölündük, biz siz olduk, halbuki yollardan bando takımları geçerken, inananı da, inanmayanı da, kapalısı da, açığı da, çoluk çocuk, genç, yaşlı herkes elinde küçük kağıt  bir TÜRK bayrağı sallar ve coşkuyla kutlardı, peki ama benim çocuklarımın hakkı değil mi, kendi çocuk bayramlarını kutlamak.......

Hani Demokrasi kazanmıştı, hani biz birdik beraberdik, şimdi bugün şaşalı bir biçimde kutlasaydık, dosta düşmana inat, gösterseydik tüm Dünya'ya bağlılığımızı, neden bir olmak değil de, ayrıştırmaya çalışmak, bölmek bizi kendi içimizde.....

Gerçekten çok üzgünüm , şu an içinde yaşadığım ülkeye ait hissetmemek kendimi, kendi vatanımda güvende hissetmemek, yarınlarımızdan endişe içinde olmaktan, ve halkının bu halde ki kaosunu umursamayan devletimin bu kararlarından dolayı çok ama çok üzgünüm.... 


Şu an bir çocuğum var, ve diğer çocuğumu karnımda bu endişelerle taşıyorum, tek istediğim onlar için, bizim için ve tüm ülkemin insanları için, aydınlık, birlik beraberlik içinde, refah içinde bir yaşam, bu yaşamın içinde de ATA' mızın taaa yıllar önce bizlere hediye ettiği bayramları yaşayıp hep bayram havasında bir ulus olmak.... Çok enteresan birşey oldu şu an, bu son satırları yazarken içimi bir ürperti kapladı, bir umutsuzluk, sanki bir daha çocukluğumuzdaki gibi hiç olmayacakmış gibi hissettim güzel ülkemi ve ben çocuklarıma masal anlatacakmışım gibi geldi.......

Umarım bunu bizden alanlar, bu karanlık duyguları yükleyenler de yaşattıklarını yaşamadan ölmezler.....


Sevgilerimle;
haki....

isyeaaannnnnnnn....

İçinde yaşadığın her andan zevk aldığın, bile isteye yaşadığın, kırgınlıklar, kızgınlıklar yaşadığın ve nihayetinde bittiğinde tek bir iz bile bırakmayan bir yaşanmışlığın hayatının içinde bir zaman tünelinde kesişmesi ve senin bu durumdan mahrum bırakılman ne kadar adil olabilir ki....

Sırf bir yaşanmışlık yüzünden şimdiki zaman da olman gereken yerde olamaman, bir şekilde önüne set vurulması ve senin içinde yükselen sessiz çığlıklarınla bu duruma isyan etme halin...

Evet, durgun suyun  yüzeyine atılan bir taşın oluşturduğu içten dışa büyüyen halkalar gibi içinde büyüyen, bir çocuğun elinden oyuncağı veya şekeri alındığındaki masumiyeti gibi, içten içe kızma halin, haksızlığa uğradığını düşünme halin....




Zaman...


Ah ne günler, günler daha,  yaşanacak hemde doya doya.... Aylar yıllar asırlar var daha....


Tam da tarifi bu zamanın, içindeyken anın hızla geçtiği, ama şöyle bir aklına geldiğinde olaylar ve anılar silsileleri, bir de bakmışsın ki köprünün altından akan suların üzerinden geçen çok ama çok uzun yıllar olmuş,
halbuki gerçekten daha dün gibi konuşmaları hatırlayabileceğin olayların, yaşanmışlıkların bu kadar geçmişte kalıp da, bu kadar canlı hatırlayabilmek bize hafızanın bir lütufumudur yoksa gazabımı...

Şöyle bir geçmişe dönüp, canınızın yandığı, en çok özlem duyduğunuz, terfi beklediğiniz, ihanete uğradığınız, ölüm acısı yaşadığınız, gönülsüz ayrılık yaşadığınız gibi çok zor anlara gidin, ne kadar zordu dimi, bırak günleri, saatlerin dakikaların geçmediği o günlerde zamana zaman tanımak....

Sizde hiç yaşadınızmı bilmiyorum, mahallede bir komşu veya bir uzak akraba vefat ettiğinde tüh, tüh daha çok gençti, 40 yaşında vefat etti dediklerinde, gözlerimi kocaman açar, 40 yaşındamı bu mu genç derdim ve anlamazdım, benim için bu cümleyi hatırlamak ve şu an 36 yaşında olmak zamanın nasıl bir  bilinmeyen olduğunun ıspatıdır....

Birde hep şu yaşıma gelince şunu yapıcam, bu yaşıma gelince bunu yapıcam diye hayaller kurduğumuz yaşları geçmiş olmak ve bu hayali kurduğum zamanla, şimdi ki zamanın arasında geçen bunca yılı sanki hiç yaşamamaşım, sanki tüm ömrüm 3-4 yılmış gibi hissedebiliyor olmam da zamanın sanki ışık hızından bile hızlı olduğu hissine kapılmama neden oluyor....

Zamanı yazmak neredenmi geldi aklıma, şöyle blogumun geçmişine bir baktım, 2011 de yazmaya başlamışım ve aradan dolu dolu 3 yıl geçmiş olduğunu gördüğümde inanamadım, sanki 3 yıldır yaşadığım hiç bir an zamanla ilişikli değilmiş gibi, 3 yılda hayatımda neler oldu neler, yeni bir hayat, evlilik, çocuk, yeni insanlar, tamamıyla değişirken hayatım acaba zamanın ne kadar hızlı geçtiğini fark edemeyecek kadar geçmiştemi yaşıyordum, yoksa gerçekten zaman ışık hızından daha hızlıda bir tek ben mi bilmiyorum....


Bunca uzun yılın içinde sürekli değişen çevremizde, hayatımıza bir şekilde dokunmuş, kenarından geçmiş herkes ile kimbilir belkide karşılaşırız bir zaman tünelinde...


Sevgiler;

Haki....


Süleyman Hakan...

Tüm yaşamım boyunca gönlüm nasıl isterse öyle yaşadım, tabiki bunun sonucunda bolca tecrübe ve anı biriktirdim, benim beceremediğim ise biriktirdiğim tecrübeleri başkalarına çok rahat aktarabilirken kendime uyarlayamıyor oluşum maalesef....


Ama tabiki konumuz benim tecrübelerimi hayatıma uyarlamam değil, koskoca 36 yıl boyunca gönlümce yaşadığım bir hayatın belkide tam ortasında bana hediye edilen, hayatımın en büyük aşkı olan sevgili oğlum....

Bunca yıl iyiki hayattan zevk alarak yaşamışım diyordum ama şimdi bu kadar geç sahip olduğıum için, belkide onunla daha çok zaman geçirmemiş olduğum için kendi içimde de çelişkiye düşüyorum....

Doğumumda epidural sezeryan olduğu için ilk anını, dünyada ilk nefes alışını, ilk ağlayışını, ilk kucağıma verildiği anı babası ile beraber izledik, Allah'ım bu mucizenin ta kendisi.....

Tabi ilk gün kendimi annesi gibi hissedemediğimden, bu duyguları şimdi şimdi yaşıyorum, taki 2. gün bebek bakım odasına bıraktığım ve yarım saat geçmesine rağmen odaya gelmeyip odamdan sesini duyduğum an hemşirelerin başına neredeyse hastaneyi yıktığımda anladım ki benim bundan sonra canım demek oğlum demekti....

Tabi bide yaş 36 olunca durumun ağırlığı daha bi başka oluyor, hep yoğun bir iş hayatı, hep koşuşturmaca, hatta doğumum dan 5 gün önce işimden ayrıldığım için, doğumdan sonra ev hayatı, çocuk sorumluluğu, kilo verme telaşı derken hafif depresif durumlar geçirmek de söz konusu olabiliyorki ben bunu çok şiddetli yaşadım....

Şimdi öyle çok zaman geçirdik ki, uykuya daldığı zamanlarda özlüyorum, o yumuk ellerine yüzümü koyduğumda, çaresizce gözlerime baktığında, sabah ları beni uykumdan uyandırdığı için bozulduğumu anlarmışcasına gülücükler attığında, uykudan bağırarak kalktığında, her anında, ona daha çok aşık oluyorum ve  her anını görerek büyütmek isityorum.....

Allahım sana sonsuz teşekkürler, bana bu mucizevi duyguları yaşattığın için, bağımlı ilişki yaşayamayan beni böylesine bir aşkla bağlı kıldığın için, bana doğurganlığımı yaşattığın ve dünya'ya bir insan getirebiliyor olmanın  nasıl bir duygu olduğunu gösterdiğin için, beni karşılıksız sevecek ve benimde karşılıksız tek seveceğim insanı bu dünyada var ettiğin için, kadınlığımı anne olduğumda hissettiğim için, onun böylesine sağlıklı ve güzel doğmasını nasip ettiğin için, sana binlerce şükür, onbinlerce şükür rabbim...

Dilerim anne olmak isteyen tüm kadınlara bu duyguyu yaşat Allahım, anne olmak, Süleyman Hakanın annesi olmak çok onurlu, çok muhteşem bir duygu, sana sonsuz teşekkür ederim Allahım...

06.06.2014 Cuma  09:25


Sevgiler;

Haki




Öylesine...

Yazmak içinde her geçeni, bazen konuşmanın yıkacağı tüm hayatları, yazarak ifade edebilirsin, sırf söyleyebilmiş olabilmek için....
Seçimlerimiz, irademizle yaptığımız, ama sonuçlarını genelde kendimizin belirleyemediği seçimlerimiz...
Bir şeyden vazgeçtiğimde hep bana geri döndü, oysa ben bana geri dönmesini artık tamamen istemediğimden emin olunca vazgeçtim hep isteklerimden....
Hayat acımasız ve zalim değil, bizler kendi seçimlerimizi yaşıyoruz sadece bunu çok net anladım...
Anlam yüklemek, kendin gibi bilmek, bunların acı sonucudur hayatın acımasız ve zalim olduğunu düşünmek...
Oysa karşındakinin hayata bakışı, sana bakışı seninle aynı olmayabilir, bu çok normal bir kavram olduğu halde bunu kabullenmemektir hayal kırıklığının açılımı...
Ben genel anlamda duygusal bir insanım, duygularımdan beslenir, ve kararlarımı çoğunlukla o şekilde veririm, hiç bir zaman stratejiler, planlar, benim yaşam tarzıma uygun hareketler olmadı, vicdanım ve adalet duygumla verdiğim kararların sonucunda, yüce rabbim beni hep doğru insanlarla karşılaştırdı...

Hayatımda başıma iyi birşey geldiğinde de ne yaptığımı ve bunu hakettiğimi sorguladım, kötü birşey geldiğinde de sorguladım...

Elbette tüm yaşadıklarımın bir anlamı var...

DEDEM'e....



Hepimiz bir gün öleceğimizi bilerek yaşamanın dayanılmaz sancısını beynimizin en derin kıvrımlarına saklamışız, neredeyse unutmuşuz bu şekilde hayat mücadelesinin içinde kendi savaşımızı verir hale gelmişiz....

Bugün doğduğum günden bu yana hayatımda varlığını hep bildiğim, güçlü, otoriter, çınar ağacı olmuş, adımı koymuş olan sevgili dedemi, yoğun bakımda can çekişirken görmek galiba beni derinden sarstı....

Hep heybetiyle görmeye alıştığım, bembeyaz sakallarını sevdiğim o tatlı adamı şimdi böylesine aciz böylesine zayıflamış görmek beni derinden ama çok derinden sarstı...

Dedem hep benim evlenmemi isterdi, en çokda evlenmiyorum diye küserdi, şimi artık evlenmeye karar verdim, belkide o bunu göremeyecek, en çok istediği şey benim evlenmemdi, bir keresinde benimle küsmüştü, dedeciğim benim evliliğimi görmeden gidecekmisin.....

34 yıldır hayatımda varlığını bildiğim, koca çınar, yaşlı kurt artık olmayacakmısın....

Seni seviyorum dedeceğim.... Beni doğduğum an hiç kimsede olmayan, bir isimle onurlandırdığın için, herkese katı olup benimle şakalaştığın için, ne yaparsam yapayım benimle gurur duyduğun için, en kızdığın zamanlarda bile beni hep sevdiğin için seni seviyorum....,

Özür dilerim dedeceğim, seni daha sık ziyaret etmediğim için, seninle daha sık vakit geçirmediğim için, bugün seni öyle gördüğüm için.....

Vakit ayrılık vakti olabilir, bu senin gerçekten sonbaharın olabilir, hayatımda ki varlığın için teşekkürler, gideceğin yerde nurlarla bezenmeni diliyorum......